Beyin büyür mü?

Beyin büyür mü?

Beyin büyür mü?

Eğer aklımız ve bedenimizi bilinçli kullanmayı becerebilirsek tıpkı kaslarımız gibi beynimizi de büyütmemiz mümkün. Bunun açık anlamına gelince…

Düzenli zihinsel egzersiz yapmak ve bunu düzenli tekrarlanan bedensel egzersizlerle desteklemek beynimizi hacim ve ağırlık olarak değilse de kapasite ve yetenek yönünden kesinlikle büyütür. Bunu beyin araştırmacıları söylüyor. Nedeni, nasılı şu… Bilim insanları farklı çalışmalarda yoğun zihinsel egzersiz ve düzenli bedensel antrenman yapmanın beyinde nöronlar arası bağlantıların sayısını arttırdığını net ve açık olarak gösterdiler. Ayrıca düzenli fiziksel egzersiz sadece nöronlar arası bağlantıları arttırmakla kalmıyor, beynin damarsal yapısına da güç ve destek sağlıyor, yeni damar oluşturarak sayılarını da arttırıyor. Önemli bir ayrıntı da şu: Beynimizdeki sinir hücreleri (biz işitmiyoruz ama) birbirleriyle devamlı haberleşme (bilgi alışverişi) halindeler. Her bir sinir hücresinin diğerlerine çok küçük zaman dilimleri içerisinde binlerce sinyal gönderdiği (ve aldığı), bu sinyallerin sayısı ve sıklığı arttıkça da sinir hücreleri arasında yeni haberleşme yollarının inşa edildiği anlaşılıyor. Bir başka deyişle ruhsal/duygusal/düşünsel ve bedensel egzersizleri ısrarla uyguladığınızda sinir hücreleriniz arasındaki tek yönlü ıssız köy yolları bile zamanla altı gidiş altı gelişli modern otobanlara dönüşebiliyor. Yeter ki siz gayret edin.

EGZERSİZ YAPIN!

Uzmanlar bunun için daha çok bulmaca çözmenizi, yeni ve farklı şeyler öğrenmenizi, ezberlemenizi, tekrarlamanızı, bellek yetenekleri ve kapasitenizi zorlayıp sistemi olabildiğince sık ve yoğun olarak kullanmanızı bunlarla da yetinmeyip düzenli fiziksel antrenmanlar yaparak beyin dokunuzu genç ve zinde tutmanızı tavsiye ediyor. Beyin eskiden zannedildiği gibi değişmez, gelişmez, yenilenemez bir organ değil, plastisite kabiliyeti çok güçlü bir yapı. Bedensel ve ruhsal egzersizler beyni sadece kapasite bakımından da büyütmüyor. Aynı zamanda eğlendiriyor, eğitiyor. Sakinleştiriyor. Stres-free bir düzene sokuyor. Hatta iyileştiriyor. Daha fazla sabır, daha az tepkisel reaksiyon sağlayan hoşgörülü ve bilge bir kişiliğe dönüştürüyor. Bunamayı önlemesi, yaşlılıkla ilgili diğer bellek kayıplarını minimuma indirmesi de işin bir başka yönü

Unutmayınız! Her organınız gibi beyniniz de “kullan ya da kaybet” prensibi ile işler. Kullanıldıkça kapasitesine kapasite ekler, dinç ve genç kalır. Eğer daha büyük, daha güçlü ve “bilge” bir beyniniz olsun istiyorsanız ona daha çok bedensel ve ruhsal egzersiz yaptırın.

YANLIŞ BİLGİ

BEYNİMİZİN NE KADARINI KULLANIYORUZ?

Çok hoşuma giden, dinledikçe ve okudukça keyif aldığım ama aslı astarı olmadığını bildiğim için her seferinde gülümseyip geçtiğim bir şehir efsanesi var: Beynimizin en fazla %10’luk kısmını kullanıyoruz! Uzmanlar bu görüşün doğru olmadığını çoktan doğrulamış olsa da herkes bu “doğruya” değil, o “şehir efsanesi”ne inanmak eğiliminde. Belki de moral açısından böylesi daha iyi! Daha iyi çünkü %10’unu kullandığınız bir beyne sahipseniz ve önünüzde %90’lık kocamaaan bir boş kapasite varsa eğer doldur doldurabildiğin kadar! Yukarıda da belirttiğim gibi beyin uzmanları bu eski şehir efsanesini çoktan çürütmüşler. Gerçek şu: Beynimizin tamamını hemen her gün hem de döne döne kullanıyoruz, bu son derece güvenli ve yeni “fonksiyonel/işlevsel görüntüleme yöntemleri” ile de kanıtlanmış durumda. Bence siz yine de bu eski efsaneye inanmaya devam edin, hatta ben de edeyim. Çünkü beyni biraz romantik/duygusal, biraz da gizemli tutmamızda fayda var. Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi bu “kullanılmamış kapasite” durumu biraz da moral yükler hepimize. Öyle ya eğer beynimizin sadece %10’luk kısmını kullanıyorsak ve sadece bu kadarcığını bile kullanarak böylesine başarılı işler yapabiliyorsak, bu kadar hızlı bilimsel gelişmelere imza atabiliyorsak %80-90’ını kullansak neler olmaz ki? Tabiî ki bu iyimser görüşü tam da tersinden düşünmeniz mümkün olabilir.

house-md

AKLINIZDA OLSUN

BEYİN NASIL BESLENİR?


Beynimizin özellikle ihtiyaç duyduğu bazı maddeler var. Onun da olmazsa olmaz ihtiyaçları söz konusu.  Bu nedenle “beyin besinleri” konusunda da bir şeyler bilmemiz lazım. Mesela beynimiz her şeyden önce şekersiz yapamaz ama bu tatlı yiyin, meşrubat için, çayınıza, kahvenize bol bol şeker ekleyin anlamına gelmemeli. Mesele sizin yediğiniz, tükettiğiniz şekerle ilgili değil daha çok kanınızdaki şeker seviyeleri ile bağlantılıdır. Kan şekerinin düşmesinden, hele hele kritik noktalara ulaşmasından beyin dokusu hiç hoşlanmaz. Şeker düştükçe hafiften şaşırmaya, dikkatini dağıtmaya, kafasını karıştırmaya, çözüm yeteneklerini kaybetmeye, hatta aptallaşmaya başlar. Şeker seviyesi azaldıkça durum önce uyku haline, sonra bayılmaya, hatta zamanla komaya girmeye kadar gidebilir. Tıp dilinde bu değişimlere “hipoglisemik reaksiyonlar” diyoruz. Son noktaya vardığında da “hipoglisemik bayılma” veya “hipoglisemik koma” tabirlerini kullanıyoruz. Beynin eksikliğine tahammül edemediği daha pek çok gıda var. Mesela B 12 vitamini bunlardan biri. Tabiî ki B1 ve B 6 vitaminleri de önemli, hatta bir B grubu vitamin olan folik asit de beyin için elzem bir madde ama beyin dokusu B 12 vitamini olmadan da yapamıyor. Unutkan bir belleğe giden yolun taşları çoğu zaman B 12 eksikliği ile döşenmeye başlıyor. Beyin dokusunun neredeyse beşte birini oluşturan omega-3 yağlarının varlığı da beyin için vazgeçilmez bir zorunluluk. Özellikle DHA (dokozahegzaenoikacid) noksan oldu mu beyin ister bebek beyni, ergen beyni, yetişkin beyni, ister yaşlı beyni olsun fark etmiyor işlevlerini aksatmaya başlıyor. Kısacası sağlıklı bir beyin için nasıl beslendiğiniz –nicelik ve nitelik olarak- son derece önemli bir nokta. Ne yediğiniz, neleri birlikte yemeyi tercih ettiğiniz, ne miktarda ve ne sıklıkta gıda tükettiğinize bir ölçüde beyniniz de karar veriyor ama sizin verdiğiniz beslenme kararlarının bütününden neticede o da etkileniyor. Beyninizin demir ve D vitamini olmadan da yeteri kadar verimli çalışmadığını hatırlatalım.