Bugün günlerden ATATÜRK

Bugün günlerden ATATÜRK

Doğduğumdan bugüne kadar Atatürk' le ilgili öğrendiğim, dinlediğim, okuduğum her şeyde hissettiğim  gurur ve heyecan hiç değişmiyor. Okulda öğrendiklerimizin yanında, unutamadığım anlardan en güzeli de, ben küçükken, rahmetli dedemin bana "gözyaşlarıyla" anlattığı Atatürk hikayeleri ve kendi kütüphanesinden bana okumam için verdiği Atatürk kitapları.

Bizler böyle bir nesiliz, evet göremedik onu, sesini duyamadık, Dokunamadık ama hepimizin yüreğinde bir güneş oldu Atatürk. O, kalplerimizde, fikirlerimizde yaşadı, yaşıyor, yaşayacak. En önemlisi de, pek çok örnek gibi sadece yaşarken büyük olmadı,  öldükten sonra her gün biraz daha büyüdü, her gün biraz daha  güçlendi.

Hızla değişen bir dünyada, hiç değişmeyen bir değer Atatürk zekası, planlama konusundaki dehası, derin içgüdüsü, 20. yüzyılın en başarılı devrimcisi olmasını sağlayan niteliklerinden sadece birkaçı. Atatürk'ün eşsiz vizyonu ile kazandığı başarılar bizlere bıraktığı en büyük mirastır. Yetenekli, çalışkan ve gözü pek komutanlığı dışında en etkilendiğim tarafı da, kadın haklarına verdiği önem ve parada ya da makamda gözünün olmayışı. Atatürk sadece vatanına, milletine hizmet eden ve bu kutsal görevi en hasta halinde bile layıkıyla yerine getirmiş olan eşsiz bir lider. Biz kadınlar olarak ona çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Atatürk devrimleri sayesinde kadınlar , sosyal ve kültürel alanda, aile, eğitim, hukuk, çalışma hayati ve toplumsal yasamda, siyasette erkeklerle eşit haklara sahip oldu.

Atatürk'ü anlatmak, özelliklerini saymak tıpkı okuduğum bir kitapta Celal Bayar'ın anlattığı gibi : "Siz bana Atatürk'ün özelliklerini belirleyen birkaç hatıranızı anlatır mısınız?" diyorsunuz. Birkaç hatıra ile Atatürk'ü anlatmak mümkün mü? Bu, koca bir denizi bir bardağa doldurmak gibi bir iş! Ben , olsa olsa, size bu okyanustan birkaç damla sunacağım.

Ne kadar güzel özetlemiş Celal Bayar...

İşte tam da bu duygular içindeyken, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızın anlamına istinaden, Atatürk'e biraz daha yakın olmak istedim ve Dolmabahçe Sarayı'nı ziyaret ettim. Her seferinde  ilk defa gitmişim gibi gezdiğim bir yer.

Dolmabahçe Sarayı'nda olmak , Atatürk'ün yatağının yanında durup öylece hüzünlenmek, kelimelere taşınmayacak kadar değişik hissettiriyor. Kara sevdalı gibi dalıp gidiyor insan.

Özellikle, Atatürk'ün hasta olduğu dönemlerinde pembe salona komşu olan tedavi odasını gezerken gözleri dolan turistler gördüm. Onların gözleri, benim ruhum ağladı.

Cumhuriyet'i korumak, kollamak, yaşatmak hepimizin görevidir. Cumhuriyet yönetiminde söz ulusundur. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

Sevgiyle,
Pınar Tok.

Gezmeden önce Dolmabahçe Sarayı tarihi ile ilgili hatırlamamız gerekenler;

Dolmabahçe Sarayı, otuz birinci Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından yaptırılmıştır. İnşasına 13 Haziran 1843 tarihinde başlanan Saray, çevre duvarlarının tamamlanması ile birlikte 7 Haziran 1856 tarihinde kullanıma açılmıştır. Saray'ın ana yapısı; Mâbeyn-i Hümâyûn (Selâmlık), Muâyede Salonu (Tören Salonu) ve Harem-i Hümâyûn adlarını taşıyan üç bölümden oluşur. Mâbeyn-i Hümâyûn; devletin yönetim işleri, Harem-i Hümâyûn; Padişah ve ailesinin özel yaşamı, bu iki bölümün arasında yer alan Muâyede Salonu ise; Padişah'ın devlet ileri gelenleriyle bayramlaşması ve kimi önemli devlet törenleri için ayrılmıştır. Ana yapı; denize paralel bölüm boyunca bodrumla birlikte üç katlıdır. Harem dairelerinin bulunduğu kara tarafına uzanan bölümde ise musandıra (tavan arası) katlarıyla birlikte dört katlı bir yapı özelliği kazanmaktadır. Biçimde, ayrıntılarda ve süslemelerde gözlenen belirgin Batı etkileri, İmparatorluğun son döneminde değişen estetik değerlerin bir yansımasıdır. Öte yandan mekân örgütlenmesi, oda ve salon ilişkileri açısından, geleneksel Türk Evi plan tipinin çok büyük boyutlarda uygulandığı bir yapı bütünüdür. Beden duvarları taştan, iç duvarları tuğladan, döşemeleri ahşaptan yapılmıştır. Çağın teknolojisine açık olan Saray’a, 1910-1912 yıllarında elektrik ve kalorifer sistemi eklenmiştir. 45.000 m²lik kullanılır döşeme alanı, 285 odası, 44 salonu ve 6 hamamı vardır. Padişah'ın devlet işlerini yürüttüğü Mâbeyn; işlevi ve görkemiyle Dolmabahçe Sarayı'nın en önemli bölümüdür. Girişte karşılaşılan Medhal Salon, üst kat ile bağlantıyı sağlayan ve protokol özelliği taşıyan Kristal Merdiven, elçilerin ağırlandığı Süferâ Salonu ve Padişah'ın huzuruna çıktıkları Kırmızı Oda; İmparatorluğun tarihsel görkemini vurgulayacak biçimde süslenmiş ve döşenmiştir. Üst katta yer alan Zülvecheyn Salonu; Padişah'ın Mâbeyn'de kendine özel olarak ayrılmış dairesine bir tür geçiş mekânı oluşturmaktadır. Bu özel dairede, Padişah için, mermerleri Mısır'dan getirilmiş görkemli bir hamam, çalışma odaları ve Sultan’ın günlük yaşantısını sürdürdüğü yemek ve dinlenme odaları yer almaktadır. Aynı bölümde bulunan ve Halife Abdülmecid'in kitaplarından oluşan kütüphane dikkat çekici mekânlardandır. Harem ve Mâbeyn bölümleri arasında yer alan Muâyede Salonu; Dolmabahçe Sarayı'nın en yüksek ve en görkemli salonudur. 2000 m²yi aşan alanı, 56 sütunu, yüksekliği 36 m.yi bulan kubbesi ve bu kubbeye bağlı yaklaşık 4,5 tonluk İngiliz yapımı avizesiyle bu salon, Saray’ın diğer bölümlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır. Salonun avizesi, Sultan Abdülmecid tarafından İngiltere’den sipariş verilerek satın alınmıştır. Dolmabahçe Sarayı'nın Batı etkileri altında, Avrupa saraylarından örnek alınarak yapılmış bir saray olmasına karşılık, işlevsel kuruluşu ve iç mekân yapısında, "Harem"in -eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da- ayrı bir bölüm olarak kurulmasına özen gösterilmiştir. Ancak Topkapı Sarayı'nın tersine, Harem, artık Saray’dan ayrı tutulmuş bir yapı ya da yapılar topluluğu değildir; aynı çatı altında, aynı yapı bütünlüğü içinde yerleştirilmiş özel bir yaşama birimidir. Dolmabahçe Sarayı, hizmete açıldığı 1856 yılından, halifeliğin kaldırıldığı 1924’e kadar aralıklarla 6 padişaha ve son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’ye ev sahipliği yapmıştır. 1927- 1949 yılları arasında Saray, Cumhurbaşkanlığı makamı olarak kullanılmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1927-1938 yılları arasında İstanbul’daki çalışmalarında Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmış ve burada vefat etmiştir. 1926-1984 yılları arasında protokol ve ziyarete kısmen açık olan Saray, 1984 yılından itibaren “müze- saray” olarak geziye açılmıştır.

(Saraydan çıkarken mutlaka hediyelik eşyaların satıldığı dükkanları da ziyaret edin derim. Her yerde bulamayacağınız, çok anlamlı hediyelikler var.)

Sonraki makale Girişimcinin Sosyal Medya Rehberi – Instagram ve Sayılar